« Önceki | Sonraki »

7/11/2007

Tutunamayanlar Üstüne Oğuz Atay İle Konuşma (SÖYLEŞİ)

Kütüphanelerin tozlu raflarında unutulan önemli bir söyleşiyi Oğuz Atay okurlarıyla, araştırmacılarla paylaşmak istiyorum. Üniversite yıllarımda onunla ilgili çalışma yaparken ayrı bir hikaye konusu olabilecek tesadüfler sonucu ulaşabilmiştim bu söyleşiye. Tutunamayanlar ve kahramanları üzerine birinci ağızdan birşeyler duymak beni çok heyecanlandırmış ve aynı zamanda  derin bir hüzne boğmuştu. Eserinin eleştirmenler ve okurlar tarafından görmezden gelinişi karşısında kırgın bir Oğuz Atay var söyleşide. Ama ne olursa olsun yine de okurdan yana umudunu kaybetmeyen, okurunu aramaya devam eden bir Oğuz Atay. Yaşarken önemsenmeyen, yıllarca eserleri görmezlikten gelinen, ya da yalan/yanlış değerlendirilen bu dev isimle yapılmış söyleşilerin sayısı ne yazık ki çok azdır. Bu yüzden de Yeni Ortam'da yayımlanmış bu söyleşi, onun ağzından çıkmış her sözcük, doğal olarak özel bir öneme sahip olacaktır.

(H.Burak Baysal)

 

 

YENİ ORTAM, 30.09.1972

 

 

1970 TRT Roman ödülünü kazanan ilk romanınız Tutunamayanlar’a karşı, eleştirmenlerimiz genellikle yaklaşmaktan kaçınır bir tavır takındılar. Romanınızı ödüllendiren TRT seçici kurul üyesi edebiyatçılarımız da bu suskunluğa katılır göründüler. Tavrı bütün olarak nasıl yorumluyorsunuz?

Eleştirmenlerimizin, daha doğrusu uzun süredir yazmayanların dışında olanların kafasında belirlenmiş, sınırları çizilmiş bir roman tanımı var sanıyorum. Bu yüzden bir kitabı, bu ölçülere uyup uymamasına göre değerlendiriyorlar. Belki de benim yazdığım bir bakıma karmaşık ve alışılmadık sayfalar için henüz bir kalıp bulamadılar.

 

Oğuz Atay romanının yapı,içerik ve anlatım çeşitliliği bakımından anlaşılandan farklılığı hemen dikkati çekiyor. Anlatım özelliğindeki değişiklikler, sıçramalar ve hız, okurun romana girmesini bir ölçüde güçleştirmiyor mu? Bu, okurla aranızda kurmak istediğiniz bağ bakımından düşündürücü değil mi?

Ülkemizde okur sayısı oldukça düşük. Büyük kalabalıklarla bağ kurduğu sanılan romanların bile aydınların dışında bir okuyucu kitlesi bulduğunu sanmıyorum. Üstelik aydınlar bir de kendileri hakkında yazılanları okumak zorunda. Bu bakımdan benim gibi yeni yazmaya başlayan birini arayıp bulmak ve alıp okumak zahmetinin üstesinden gelmiş okuyucuların, ilk bakışta yorucu görünen sayfalar arasında güçlük çekmeyeceğine güveniyorum. Okur yazarı az olan ülkemizde bile, okuyucular böyle bir kitap yayımlandığını haber alırlarsa, birçok yazarımızın aklından bile geçiremeyecekleri bir yetenekle daha neler neler okuyabileceklerine inanıyorum. Okuyucuyu yeteneksiz sayarak, yazmak istediklerini sadeleştirme çabasına girişenlerin de neden oturup yazdıklarını anlamıyorum. 

 

“Tutunamayanlar” ile ne yapmak, neyi vermek istediniz?

“Tutunamayanlar” ile çok basit bir iş yapmak istedim: İnsanı anlatmayı düşündüm. Kapalı dünyalar içinde yaşayan yazarların bile bu cümleye hemen isyan edeceğini; peki herkes ne yapıyor? diye öfkeleneceğini bildiğim halde bu basit gerçeği söylemekten kendimi alamıyorum. Ben, kahramanlarının iplerini istediği gibi oynatarak insanlardan kuklalar yaratan büyük romancıların yeteneklerinden yoksunum. Roman kahramanlarına uygulayacak büyük nazariyelerim, onları peşinden koşturacağım büyük ülkülerim yok. Ya da insanlara, özellikle tutunamayanlara saygım büyük olduğu için, acıyorum onlara; böyle büyük meselelerin makale, inceleme, deneme gibi yazı türlerinin konusu olduğunu sanıyorum.

 

Tutunamayanlar’dan Selim Işık kimdir?

Selim Işık, birçok tutunamayanın bileşkesidir. İntihar eden bir arkadaşım Ural var; ama bütünüyle Selim Işık o kadar değil. Belki ben varım. (Bu cümleyi yazmayın) Adlarını saymanın sakıncalı olduğu birçok arkadaşım var. Herkesin “tutunan” olmak istediği bir ülkede tutunamayanlığı seçen Selim Işık’la yakınlığı olmak birçok kimseye dokunur diye onların adlarını saymak istemiyorum. Selim öldü; Selimlik de ölmüştür. Başarının insanı sevimsizleştirdiğini yazmıştım bir yerde; fakat tutunamayanlığın sevimliliğine de kimsenin yanaşamadığını görüyorum. Neden yanaşsınlar? Bir arkadaşımın dediğine göre ben romanda herkesi bir bakıma tutunamayanlığa çağırıyormuşum. Henüz bir karşılık alamadım.

 

Ya Turgut Özben?

Turgut Özben’in durumu farklı bir bakıma. Turgut, bütün çabasına rağmen tutunamıyor. Bu açıdan Selim kadar akıllı değil. Belki de Turgut, bir kişinin, bir tutunamayanlar prensinin ortaya çıkarak hepsi adına sonuna kadar dayanmasını istediği için kata, arabaya ve küçük burjuva nimetlerine boş verip tutunamamayı seçiyor. Selim’le birlikte Selim öldükten sonra yola çıkıyor. Son olarak bir trende görmüşler onu. Belki yolculuğu bitmemiştir daha.

 

Bir de hikayeniz yayımlandı. (Yeni Dergi, Eylül 1972 sayısında) Roman ve hikaye bağıntısı üstüne düşündükleriniz? Bugün hala ayrı türler olarak tanımlanabilir mi?

Bugünlerde hikaye yazıyorum. Kısa yazmaktan başka bir meselem yok; çünkü 60 sayfalık bir hikaye yazdım, bastırması güç oluyor dergilerde. Romanda şiir, oyun, makale (hepsi uydurma elbette) gibi birçok türden yararlanmıştım. Romanın bu bakımdan hikayeden farklı imkanları var herhalde. İkinci romanım “Tehlikeli Oyunlar” da özellikle oyun parçaları var. Bunun dışında bu iki tür arasında farklar varsa onu eleştirmenler daha iyi bilirler.

 

Yazarlarınızı açıklar mısınız? Neden sevdiğinizi gerekçeleriyle.

Sevdiğim yazarların başında Kafka ve Dostoyevski’yi sayarsam “Tutunamayanlar”ı okuyanlar için şaşırtıcı olmaz herhalde. İnsanı, bu arada Selim Işık’ı yalnız bırakanların dünyasında böyle yazarlara da tutunamazsak sonumuz ne olur? Gonçarov’un “Oblomov”u bir zamanlar hepimizi çok sarsmıştı. Stendhal, Laclos, George Eliot, Henry James, Melville, Nabokov gibi ustalardan da etkilendiğimi sanıyorum. İnsan roman yazmak isteğine, bir yazarın dediği gibi, başka romanlara heyecan duyarak kapılıyor. “Hayatı roman” olanların yazdığı pek görülmüyor.

 

(Pakize Kutlu, Oğuz Atay ile Konuşma, Yeni Ortam, 30.09.1972)

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

14 yorum yazılmıştır

  1. Yazan: ... | Tarih: 2007-11-24 15:31:59
    Konu: ...

    Gerçeği iyi oynanan bir oyun haline getirebilmek için hiç bir fedakarlıktan çekinmemek gerekiyordu.İnsanların arasına karıştığımız zamanda , sabırlı bir yönetmen gibi onlara oyunların kurallarını öğretmeliydik.İnsanlar , çok kötü oyunlar oynuyorlardı genellikle...Herşeyi ancak bir kere, o da prova yapmadan , oynamak fırsatını buluyorlardı;üstelik iyi bir oyuncuda bulunması gereken özelliklerden de haberleri yoktu.Böyle uzun bir oyunu , bu kadar sorumsuzca oynamayı. albayımın aklı almıyordu.İnsanların mimikleri ve jestleri son derece acemiydi; diksiyonları inanılmaz bir şekilde bozuktu.Bir çok kelimeyi yanlış söylüyorlardı.Başarısızlıkları bu yüzdendi. Bir çok insanda kendisine uygun olmayan rolü benimsiyordu.İyi bir yönetmenin varlığına büyük ihtiyaç vardı.Anladım albayım diye bağırdım bir gün.Demekki bunun için insanların arasında bulunmaya katlanamıyorum.Bu yüzden onlar kötü oyunlarına başlayınca kaçacak delik arıyorum.

    Bağlantı »

  2. Yazan: nazlıcan | Tarih: 2007-11-24 15:26:33
    Konu: albayım dönmüş kutlayalım...
    Oğuz Atay'ın ikinci romanı.

    Olaylar Hikmet Benol'un etrafında gelişir. Atay edebiyatının ayırıcı özelliklerinden biri olan oyun motifi romanın bütününe hakimdir.

    Tehlikeli Oyunlar, 1973 yılında yayımlandı. 1970’te TRT’nin Roman Ödülü’nü kazanan Tutunamayanlar’dan sonra yazarla 16 Mart 1971 tarihinde yapılan söyleşide, yazar yeni bir romana başladığını ve 30-40 sayfa kadar yazdığını söylüyordur. “Sanırım bu romanın kahramanı da tutunamıyor. Bu konudaki yakınmalarını pek ciddiye almıyorum.Selim kadar haklı değil galiba. Hikmet de (yeni romanın kahramanı) bunun farkında olacak ki tatsız sıkıntılarını dindirmek için oyunlara başvuruyor. Kitabın adı ‘Tehlikeli Oyunlar’ olacak.”

    Bağlantı »

  3. Yazan: hikmets | Tarih: 2007-11-24 15:25:16
    Konu: tehlikelioyunlara sevgiler ve saygılar
    Ben ölmek istemiyorum.Yaşamak ve herkesinburnundangetirmek istiyorum. Bu nedenle,Sevgili Bilge, mutlak bir yalnızlığa mahkum edildim. (İnsanların kendilerini korumak için sonsuz düzenleri var. Durup dururken insanlara saldırdım ve onların korunma içgüdülerini geliştirdim.) Hiç kimseyi görmüyorum. Albay da artık benden çekiniyor. Ona bağırıyorum. (Bütün bunları yazarken hissediyorum ki, bu satırları okuyunca bana biraz acıyacaksın. Fakat bunlar yazı, Sevgili Bilge; kötülüğüm, kelimelerin arasında kayboluyor.)
    *****
    Hemen giyin. Çorapların yatağın altında. Pembe gömleğini giy. Kazağını geçir üstüne. Bakkaldan zarf alırsın. Yolda mesele çıkarma. Postacı sana neler yapabilir? Onu düşün, tedbirini al. Ağır ağır giyindi. Bir şey düşünmemeğe çalışarak merdivenlerden indi. Bakkaldan zarf istedi. "Buyurun üstat." Durum iyi gidiyor. "Yağmur yağacak galiba Rıza Bey." Ona Rıza Bey denince sevinir. İnsanlarla iyi geçiniyorum. Böyle söyleme, böyle düşünme; iyi şeyler düşününce biliyorsun... Mektubu postaya verdi; bir aksilik çıkmadı. Eve dönmek istemiyorum. Yollarda dolaşmak istemiyorum. Hava kapalıydı. Sonbahar gelmiş demek. Bu mevsimlerle nasıl ilgilenir insanlar? İçimin mevsimlerine de hiç uymaz şu tabiat.

    Bağlantı »

  4. Yazan: hikmets | Tarih: 2007-11-24 15:23:48
    Konu: albayıma...
    13-14 Aralık 2007 tarihlerinde Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Fındıklı Kampüsü'nde Oğuz Atay'ın 30. ölüm yıldönümü üzerine “Türk Edebiyatının Oyun/bozanı: Oğuz Atay” başlığı ile sempozyum düzenlenecektir.duyurulur...facebook tehlikeli oyunlar ve hikmet benol sitelerinden sevgilerle...

    Bağlantı »

  5. Yazan: albayımm | Tarih: 2007-11-24 14:11:49
    Konu: sakin olun arkadaşlar!
    evet arkadaşlar sakin olalım, iyiyim, burdayım, hiçbir yere gitmiyorum. en kısa zamanda yazacağım merak etmeyin..

    Bağlantı »

  6. Yazan: başka bir hikmet | Tarih: 2007-11-24 14:08:45
    Konu: alabayımm albayımm
    albayımm bir gözüküyor bir kayboluyorsunuz.hayal gibisiniz. önce yazılarınız kayboldu the end yazısı çıktı ekranda. sonra the end kayboldu yazılarınız çıktı. nerdesiniz?

    Bağlantı »

  7. Yazan: cihan | Tarih: 2007-11-24 11:31:47
    Konu: tehlikeli oyunlar
    albayım nerdesiniz?burdasınız mı?ses versenize. yeni yazı istiyoruz sizden.

    Bağlantı »

  8. Yazan: hikmet12345 | Tarih: 2007-11-24 00:30:40
    Konu: albayımm
    yeni yazılar bekliyoruz sizden. bizi bırakmayın.

    Bağlantı »

  9. Yazan: farouk | Tarih: 2007-11-20 16:28:46
    Konu: albayım!!!
    albayımızı istiyoruz imza kampanyası başlatalım arkadaşlar...

    Bağlantı »

  10. Yazan: isimsiz | Tarih: 2007-11-19 13:52:58
    Konu: albayımız...
    bu site albayımızla vardır.onu geri istiyoruz.wallahi adım atmayız buralara...biz onu çok seviyoruz.lütfen geri gelsin.nolur.emekli albayımız hüsamettin tambay bizi bırakma...onsuz biz hikmetler yokuz....

    Bağlantı »

  11. Yazan: ernesto | Tarih: 2007-11-13 21:59:46
    Konu: albayım nerde?yazıları nerde?
    albayımdan bir açıklama istiyoruz. şu anda acil, gerekli bir açıklama.
    ne emekliliği? ne harbi,ne hava şartları allahın delisi kuzenim benim!
    yemin ederim adımımı atmam şuraya!

    Bağlantı »

  12. Yazan: yercekimlikaranfil | Tarih: 2007-11-09 15:28:26
    Konu: "Büyümek, yalnız tutunanlara gerekli"

    bu gün gelip, birilerinin o'nu "anayasa" gibi başucuna koyduğunu
    bilmesini çok isterdim...
    ama yazarken hissetmiştir öyle değil mi?

    Paylaştığınız için teşekkürler...

    Sevgiyle kalın...saygılar...


    Bağlantı »

  13. Yazan: huzundas | Tarih: 2007-11-08 23:46:54
    Konu: ..
    Oğuz Atay'la ilgili her yazı benim için okunamya değer,Kaldı ki onunla yapılmış bir röportaj:çok teşekkürler.Sorular ne kadar sığ değil mi?

    Şimdilerde Oğuz Atay'ın okuduklarının izini sürüyorum bende,Bozkırkurdu ve Yeraltından Notlar'ı, en başta, O seviyor diye satın aldım.

    Bağlantı »

  14. Yazan: ussuahkam | Tarih: 2007-11-07 23:50:40
    Konu: ...
    oğuz atay'a

    2.

    siyam balığının kavgası başlattı
    ya da yol açtı diyelim
    KARGAŞAYA
    yuvarlanan hazin gülgünler
    bağırdılar sonsuz, dipsiz kuyulardan
    çünkü kimsenin sevgilerini paylaşmıyordu cümleleri
    gönüllü hiç kimse yoktu
    bulutların rengini ölçmek için
    ben dahil sadece üç kişi tattık o
    harika yorgunluğu
    o kadar kalabalıkta
    ardı arkası kesilmeyen o sağanakta
    bir avuç dam altında toplanmıştık
    sevgili aziz yüzlerle
    anlatmakla, yazmakla bitiremezdim
    ve tasvir de edemezdim
    o mutluluğu-ilk tat aldığım zamanki
    hüznü kastediyorum- köylüler bilir.
    anlamaksa bir boş hendeğin içinde buldum ma-
    nayı
    çok önceden atılmış, terk edilmiş
    bir-iki zaman kalmış biri tarif etmişti bana orayı
    beraber çıktık yola
    görüşmek üzere ayrıldık o zman
    yeniden bir ruh asılışının sonsuzluğunda
    boşlukta
    buluşmak üzere sözleştik o gece
    mutlulukla o sağanağın altında.

    *tolga suyolcuoğlu

    Bağlantı »