Günlerdir Siya Siyabend’in elden ele yayılan sayısız demolarından birini dinliyorum. Belki kayıtlar berbat ama inanılmaz iyiler. Şiirse şiir, müzikse müzik... Doğaçlamaları insanı bir yerlere götürüyor ve o götürdüğü yerden bir daha da geri gelemiyorsunuz. Hayat karşısındaki sert tavırları, albüm yapmamaktaki, piyasanın pisliğine bulaşmamaktaki o güzel inatları, sokak müziğinin en iyisini yapmaları bugün onları yaşayan birer efsane haline getirdi. (Bir rivayete göre yıllar önce onları Beyoğlu’nda bir sokak arasında dinlemişim. Sevgili dostum Cihan, ısrarla öyle diyor. Sarhoştum, hatırlamıyorum!...)
Deniz Durukan’ın kendileriyle yaptığı röportajı okuduğumdan beridir daha bir seviyorum bu güzel adamları. Dinleyelim, dinletelim, üzerlerinde baskı kuralım, albüm çıkarttıralım ve sonra dönüp hep beraber bakalım metamorfoz yaşamışlar mı diye... Yaşamazlar tabii ki... Böyle adamlar sonuçta kolay kolay değişmez. Aslında kayıtları güzel bir albümle onları dinlemek hiç de fena olmazdı.
***
(...)
“İyi müzisyenlersiniz, bir çok insan da sizi dilden dile dolaştırıyor.
-Ne diyorlar? Arızalı mı diyorlar bizim için?
Arızalı mısınız bilemem, ama ben sizi sırtına eyer vurdurmayan atlara benzetiyorum. Yabanisiniz, evcilleşmiyorsunuz...
-Bu batıyor değil mi insanlara, açık açık söylesene. (Bu arada Dede Murat lafa giriyor) İkimizin de çocukluğunun geçtiği yerler birbirine benzer.
Neresi?
Dede Murat: Elazığ ile Tunceli arasında geçti çocukluğum.
Bizon: Benim de Kerem Ali dağlarının yanında. Eskişehir, Adapazarı arasında. Toprağa yakındık.
Tarzınız da aşık deyişleri, türkülerle süslenmiş.
Bizon: Biz şehir kültürüne uymak için bu müziği yapmıyoruz. Kentsoylular için olabilir, ama sonradan şehre gelmiş, arada kalmış o yozluk için değil yani. Ben belimde silah taşımam.
Siz dönem dönem evlerde, dönem dönem de sokaklarda yaşıyorsunuz.
-Evler patlıyor.
Nasıl yani?
-Çok basit. Gelen giden çok olduğu için. Arada tinerci çocuklar da geliyordu. Bizim apartmanda çocuk tiner çekmez ki! Oraya bilgisayar öğrenmeye geliyordu bazı çocuklar. Devrim öğretiyordu bilgisayarı, öyle bir kavradı ki çocuk, hayran hayran bakıyorduk ona. Bu, yapımcının bize kiraladığı evde oldu. Yapımcı bunu duyunca, "artık kiranızı ödemiyorum" dedi. Dışarıda kar yağıyordu. Ufacık çocuklardan söz ediyoruz, on iki yaşlarında, herkesin tırstığı. Onlar tecavüz edemez, çünkü zaten onların pipileri büyümüyor. Öyle bir durum var. Küçük çocuklar daha çabuk batıyor. Duygusal anlarımızın kırılması gibi.
Barlarda da olay çıkarıyormuşsunuz. Havada sandalye, masa falan uçuşuyormuş.
-Bodyguard arkadaşını döverse ne yaparsın? Şu Türkiye'deki erkeklerin ırza geçilme korkusu vardır ya. Çok net söyleyeceğim, bu korku yüzünden ırza geçer. Bu korkuyu da açık açık konuşamazlar. Haydar Dümen'in ağzına yakışır aslında bu. Onun söyleyebileceği bir şey. O aptal programlara çıkıp o aptal konuşmaları yapacağına arada bir şunları söyleyebilse.
Sokakta yaşamak tehlikeli değil mi? Yoksa siz mi daha tehlikelisiniz?
-Bir akşam bir olay olmuştu. Tehlike konusunda, keşke sana anlatabilseydim, ya da filmini çekebilseydim; tehlike nedir, ne anlama gelir? Ya da tehlike anında antrakta çıkmak ne demektir.
Sonuçta tehlikeyi yaratan yine insanın kendisi değil mi? Bazen en masum insan bile kendini korumaya çalışırken karşısındakinden daha tehlikeli olabilir.
-Doğru, ben bunu en iyi uyuşturucu kullananlarda gördüm, anladın mı? Kimyasal maddeleri kullananlarda olabilir, tiner kullananlarda... İnsanların yüzüne dikkatli bakıyor musun? Gözlerinin içindeki ışıklara bakmak lazım. Hayatta da böyle oluyor aslında. Bunları kaydediyor musun bilmiyorum ama aralarda, geçişlerde tınılar atlıyor mesela, hemfikir olduğumuz zaman duruyoruz (uzun bir süre susarak duruyor).
Mekanınız hep Beyoğlu mu?
-Yok, nerede olduğumuzu bilmiyoruz aslında. Plan proje yok. Yani plan projeden geçtik biz artık. Hayatını kurtarmaya çalışan bir sürü insanın içersinde sorumluluk duygusu var. Benim çocuğum olsaydı böyle düşünemezdim herhalde. Öte yandan, açık bir önerme bu. Yani iddia makamı değil. Radyo programı gibi röportaj yap aslında, eğer müzisyenlerle yapıyorsan. Masa başında çay içerek röportaj yapıyoruz... (Dede Murat'a dönerek Şu yağmur da başlamadı gitti. Birazdan başlar ama. Yağmur başlasa da işçiler dinlense. Senle karşılaşmadan önce işçiler iskele kuruyordu, biz de onlara bakıyorduk. İşimiz oydu yani. Şimdi aklıma onlar geldi. Birazdan biz senle röportaj yapacağız. Hep öyle oluyor.”
(...)
* Röportajın tamamı için: http://www.yerleske.net/makale355.html
** Bu arada ayakta uyuyormuşuz. Adamlar an(a)kara'da yakın bir geçmişte sağlam bir konser vermişler. Cihan öyle diyo...
Cihan'ım konser geçtikten sonra değil, önce haber vereceksin önce!... Öğretemedim gitti bunu sana.