28/1/2008
iskenderiye'de bir gün öncesi - IV / nil kara

Leyla... Leyla...
uyandığımda bu ismi tekrarlıyordum
sanıldığı gibi İskenderiye'de değildim
trenin içinde üç benzemezimle yan yana
gizliden gizliye soruşturuyorduk birbirimizi
kimsede tanışma aralığı yoktu
karşımdaki esmer kadın en çok ilgilendiğimdi
göz göze geliyorduk ama yaslıydı
sanki bir lejyoneri arap çöllerinde bırakmıştı
ve korkutuyordu yeni birini düşünme ihtimali bile
gözlerim kapanıyor
kompartımandaki üç kişiyi de yavaş yavaş kaybediyorum
(göğsünde gelincikler saklı bir kadın, sırtı dönük)
hoşgeldin Rifat, gelincik topluyordum sana
neden, neden yüzünü dönmüyorsun
şişşşt konuşmamalısın
niçin
çabuk unutuyorsun. Shakespeare gibi bir yaz gecesi rüyanda
tutamayacağın sözler vermeni istemem
öyleyse...
sus, ben konuşurum
ya cevap almak istersen
verme, iyi uykular
Leyla... Leyla...
Eee, kaçılmıyor tabii
çarşıyla limanın kesiştiği dar sokaklarda gezindim bir süre
Rifat'ın aradığı ve buluncaya kadar
kazmadık toprak bırakmayıp arayacağı taşın
ışıltıları vardı aklımın bir köşesinde...
ne yapacaktı Rifat taşı bulduktan sonra
ateşe atacaktı
ne için
belki inanılmaz geliyor insana ama...
Leyla...
ve ah!
Nerde kaldın?
Hem görmeliyim seni hem de görünmemeliyiz birlikte.
Yarın akşam altıda istasyonun arkasındaki kırmızı kulübede
bekleyeceğim seni.
Ama...
Sakın geç kalma.
Usulcacık bir peki döküldü dudaklarımdan
ve ah!
Oysa o toprağı kazıyor olmalıydı
ben ona bir kucak gelincik uzatmalıydım
hep öyleydi düşlerimde
düşlediklerim yine yetmiyordu gerçeğine
bütün düşlediklerim az geliyordu varlığına
oysa ateşten uzak dur demişti biliciler ona...
o ise ne yapacaktı taşı bulduktan sonra
ateşe atacaktı
oysa ateşten uzak dur demişti biliciler ona
peki ne için yapacaktı bunu
belki inanılmaz geliyor insana ama
aradığı taş tinal taşı
onu bulup da ateşe atana
ölümsüzlük vereceğine inanılan efsane kırmızı taş
henüz kimselere bu yeryüzünde kendini göstermeyen
kendini elletmeyen taş
Rifat'ın uğruna ömrünü adadığı ölümsüzlük
bir hayal mi yoksa gerçek mi
onu bir ömür yolculuklara çıkartan
ruhunu ele geçiren
ve Ehrimen'le işbirliği yaptıran ona
bir hayal mi yoksa gerçek mi
bu o kadar önemli mi?..
kehanete göre bir gün bu şehre geleceği belliydi
ilk kez bir şehre ad vereceği
ilk kez bir aşka
o şimdi burada
ürperiyorum
kasıklarım titriyor ertesi akşamı düşündükçe
istasyon ve kırımızı
aşk ve ateş
kan
bütün düşlerimi bindirip göndereceğim trenlerle
başka şehirlere
başka gecelere
üşümeden titriyorum
ölmeden ölüyorum
çünkü kehaneti biliyorum
kehanete göre
o gece hiç uyuyamıyorum
bir düş bile göremiyorum oysa...
istasyona vardığımda akşam oluyordu
"günün en güzel saatleri bunlar"
diye geçti aklımdan
güneş kırmızıydı, ay kırmızı
ahşap ev kırmızıydı, kan kırmızı
toprağa çömelmemek ve ...
zor tutuyordum kendimi
çalmalı mıydım kapısını
ölmeli miydim mutlaka
sanki soğuktu hava
sanki sıcaktı
üşümeden ürperiyordum
çünkü kehaneti biliyordum
elimi uzattım kapıya
üç kere vurdum sanırım
bekleyemiyorum...
bekleyemiyorum...
kapının açılmasıyla
gökyüzüne dağılan o yüzü
o gülümsemesi
benim içeri girecek gücüm kalmamış ki
zaten buraya gelinceye kadar...
elimden tutup içeri çekiyor beni sessizce
arkamdan kapanan kapının sesi
bana uzanan sesi...
"Bu şehir İskenderiye, değil mi?"
"Sen Leyla'sın değil mi?"
bu şehrin adını asla unutmayacağım
ve seni Leyla
-Ve ah!
Bana uzanan elleri...
beni yavaşça örtülerimden sıyıran
beni yavaşça ölüme gönderen
o canım elleri...
ürperiyorum
kasıklarım titriyor
çünkü kehaneti biliyorum
kehanete göre...
sevişiyoruz...
siz nasıl sevişiyorsanız öyle...
en güzeli belki de...
herkesin kendine göre...
benden önce her kadına yaptığı
benden sonra her kadına yapacağıydı
aslında olanlar
o, bütün kadınlar için deli olurdu
rüyası ve gerçeği şeytandı
o, günaha çağrının sesi
o, ölümle aşkın dans etmesi
o, ölüm cezası çoktan verilmiş bir ruh
İkenderiye'ye ve bana ad vermişti
fakat verdiği bu adları
bu şehri
ve bu kısacık aşkı
çok sonraları hatırlayacaktı
unutmasının üzerinden yıllar geçince...
Ehrimen'di
ve ruhunu güzel bir bedenle sarmıştı
çabuk tüketirdi her kadını
daha koynumdan çıkmadan söyledi
ertesi sabah Kahire'ye gideceğini
ve bir daha geri dönüp dönmeyeceğini bilmediğini...
ben biliyordum oysa
dönmeyeceğini
benden sonra bir falcı kadının koynuna gireceğini
benimse kasıklarımın döl tutacağını
öleceğimi
ve ama onun da öleceğini
zaman
bekletiyordu çünkü olacaklar için kendini...
ertesi sabah
bir duvarın önünde el sallıyordum ona
içimde bir yangın
karnımda kızım
oysa ona da söylemişti biliciler
duvarlara ateşe ve küçük bir kız çocuğuna dikkat et diye...
(to be continued...)
Konu: iskenderiye
Bağlantı »
Konu: devam... devam...
tebrikler!...ve resim seçimi çok iyi bunu da belirteyim.
müthiş bir tempo yakaladınız sitede,hız kesmek yok!...
devam, devam...
Bağlantı »