« Önceki | Sonraki »

8/12/2007

iskenderiye'de bir gün öncesi - II / nil kara

 

kehanete göre bir gün bu şehre geleceği belliydi

tam da doğum günümde

önce bu şehre sonra bana ad vereceği

kasıklarımın döl tutacağı

hepsi belliydi kehanete göre

beni bir duvar üzerinde ağlar bırakıp

terk edeceği de

oysa ona da söylemişti biliciler

duvarlara, ateşe ve küçük bir kız çocuğuna dikkat et diye

her şey söylendiği gibi oluyordu

o gün doğum günümdü, on yedime basıyordum

hala kızım ve ben çarşıyı dolaşıyorduk

biraz baharat, biraz koku, biraz kına alacaktık

ben onu bekliyordum

bunca kalabalıkta onu tanıyacak mıydım acaba

tanıyabilecek miydim

 

alacaklarımızı alıp kumaş aramaya başlamıştık

kumaşçı top top ipekleri, setenleri

renk renk bahçeleri önümüze sermişken

o girdi içeri

söylenenleri biliyordum

anlatılanları düşlemiştim

ama bütün düşlerim az geliyordu varlığına

bir görüşte tanımıştım, bu oydu

yazgı buydu

bir bakışta kör oluyorum sandım

o şimdi İskenderiye’de, eyvah!

benim şehrimde

burada

ad koymaya gelmiş bilmeden bir yazgıya

bilse de gelir miydi yine

bilse de yırtabilir miydi kehaneti

kendini aşka adamış

ve yalnızca aşk için yaratılmış yüreğimi bekleyen bir büyük tehlike

o günaha çağrının sesi

o ölümle aşkın dansetmesi

ürperiyorum

kasıklarım titriyor

çünkü kehaneti biliyorum...

 

her yanımı alevler sardı

olduğum yerde bayılmışım

yüzüme çarptıkları sular bile uyandıramamış beni

o gelip eğilince üzerime

tutup kollarımdan kucaklayınca beni

ölüyorum sandım

dükkanın tek sedirine yatırdı beni

gözlerimi açmak istemiyordum

gözlerine düşmek istemiyordum

onu sevmek, sevişmek onunla istemiyordum

ölmek istemiyordum

ama o öldürmeden sevemezdi, biliyordum

onu beklemiştim hep ama yine de

şimdi her şey bana birdenbire geliyordu

çare yok, açacaktım gözlerimi

hiç çare yok düşecektim gözlerine

sevecektim onu çok

ve tek bir kere sevişecektim

döl tutacak

ve sonra ölecektim

düşümde bir hikaye anlatılmıştı bana yıllar önce

bu hikayeyi sonraları herkesler bilecek demişlerdi

ateşe aşık bir uçan böceğin hikayesiydi

 

ateşe sevdalanmak intihar değil miydi

sevdanın kendisi

sevenin kendini öldürmesinden başka bir şey miydi sanki

 

oysa ona da söylemişti biliciler

duvarlara, ateşe ve küçük bir kız çocuğuna dikkat et diye

yazgın onlarda kilitli diye

hangi duvar, hangi ateş, hangi kız

hangi limanlı şehirde

sonra unutmuştu ona söylenenleri

sorular sormaya

kazı yapmaya

bırakıp gitmelere vurmuştu kendini

bırakıp gitmelere ve asla geri dönmemelere

buhara otu içmişti ne de olsa

ve pazarlığa oturulmuştu bir kez seyahat tanrısıyla

o şimdi İskenderiye’de, eyvah!

burada

gözlerimi araladım

kehaneti biliyordum oysa

hemen oracıkta kesmeliydim bileklerimi

acıları yaşamadan daha fazla

ama hayır

gözleri gözlerime değdi çaresiz

kör oluyorum sandım

felç oluyorum sandım

kıpırdayamıyordum

bütün düşlediklerim az geliyordu varlığına

 

elini alnıma değdirdi

kehanete göre bu ilk ateşti

sonra gülümsedi dudakları

o günaha çağrının sesi

o ölümle aşkın dansetmesi

ürperiyorum

kasıklarım titriyor

çünkü kehaneti biliyorum

 

o şimdi İskenderiye’de, eyvah!

benim şehrimde

burada

ad koymaya gelmiş bilmeden bir yazgıya

kendini aşka adamış yüreğimi bekleyen bir büyük tehlike

 

bir dokunuşu ecza verdi

alnıma dokunan eliyle ateşim düştü, sakinleştim

adımı sorduğunu duydum hala kızıma

Leyla dedi o da sesi titreyerek

Leyla diye tekrarladı

kendi sesi kendine yankılandı

o içinden tekrarladı ama ben duydum

yüreğinin yankısı yüreğime kilitlendi

 

kapıdan çıkışını gördüm

daha o an ağıtlar yakmalıydım

ama ağlayamıyordum bile

ne gözyaşımın ne de ağıdımın

kaçınılmaz olanı değiştiremeyeceğini biliyordum

arkasından baktım uzun uzun

kimdi acaba diye düşünüyordu dükkandakiler

bense çoktandır biliyordum kim olduğunu

adı Rifat’tı.

bana ve şehre ad vermeye gelmişti

bir yazgıya bedel ödemeye gelmişti

 

kehanete göre...

 

(to be continued...)

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

9 yorum yazılmıştır

  1. Yazan: Hikmetsssssss | Tarih: 2008-01-12 10:18:13
    Konu: iskenderiye
    ya yeter ama di mi artık sabır sabır nereye kadar.albayım madem yarısında bırakacaktınız neden bizi sevindirip bıraktınız..siz artık hikmetlerinizi hiç düşünmez oldunuz.

    Bağlantı »

  2. Yazan: med. | Tarih: 2008-01-11 14:52:04
    Konu: suskunluk
    ruhundaki çıkmaz sokağın sonundaki solgun mevsim kendi yalanlarına inanan bir adamın uydurmasıymış meğer.
    bu sabah denizfenerinin eteklerinden topladığım taşların ıslaklığı geçmedi hala.
    kıyıda yaprak bile kıpırdamıyor.ama denizde dalga var.denizi sevenler bilir;bu açıkta fırtına var demektir.
    selam olsun.

    Bağlantı »

  3. Yazan: hikmets | Tarih: 2008-01-04 13:45:10
    Konu: iskenderiye
    artık devam eder misiniz lütfen

    Bağlantı »

  4. Yazan: arzu | Tarih: 2007-12-26 12:26:36
    Konu: Sonra?
    Kan görmek düşü bozar derler. Bozulmuş düşteki kanın nereye aktığı önemli değil midir? Ya düşün kanı nereye akar?
    Bi düş gördüm ben bu şiirde, kanadım...
    Devamı ve daha da devamı için bu ısrar. 98' den beri bekliyoruz prenses!!!

    Bağlantı »

  5. Yazan: farouk | Tarih: 2007-12-22 16:46:14
    Konu: iskenderiye
    ama olmuyo böyle haftada bir falan...devam devam devam

    Bağlantı »

  6. Yazan: Ben Hikmet'imden suvalolmaz!! | Tarih: 2007-12-11 22:03:13
    Konu: Burakalbayımnil
    Üç beş güne kadar bi tekne alıp Bebek'e demirliyorum..Teknenin adı OLRİC..
    Beni bulun üçünüzü de çok özledim hem söyleyeceklerim var;beniartıkalbayımburaknilgiller de kurtaramaz..ama ben onları benden kurtaracam söz..Sonoyuna davetlisiniz..kaçırmaya gelmez sonra bi ömür "Bize bunu da mı yaptın Hikmet!!"diye hayıflanır durursunuz...Yalnız çok üşüyorum da,gelirken bi zahmet Oblomov'un Hırkasını getirseniz fazla ağır değildir,Biraz kirlidir,evet,"Elveda Rusya/elveda ey yıkanmamış Ülke-Puşkin"kadar filan ama..
    Hamiş;Seni msn(allah kahretsin bu bilgisayar jargonunu) ekledim de Burakalbayımnil,bir merhaba dersin diye,msn nin önünde,köpekler gibi uluyorum............

    Bağlantı »

  7. Yazan: HikmetBenol | Tarih: 2007-12-09 12:29:12
    Konu: ...
    albayım,bu yorum buraya yakışırmış...masamızda üç beş kişi...

    oturdular. sigara falan."hep böyle yaşamayı düşünmüyorsun heralde" hikmet kahveye uzandı. ( acele etme ) kahveyi almadan geri çekildi:düşünüyorum yani nasıl yaşamak gerektiğini düşünüyorum, demek istedim. şimdi oldukça vaktim var düşünmek için. bir de geçmişim olmasaydı, çok rahat edecektim. bazıları da sadece geçmişimi düşünmek için gecekonduya çekildiğimi söylüyorlar." "kimler?" hikmet güldü: "içimdeki bazıları" ....

    Bağlantı »

  8. Yazan: RIZIKKIM | Tarih: 2007-12-08 19:00:06
    Konu: Ne bilim ben be
    Ne bilim ben be - Tarih: 23:22 5/12/2007 Yazan: Albayımm
    Oğlum Hikmet derdi,bana Albayım,sen hiç adam olmayacaksın..olamadım Albayım,olsa mıydım?olsaydım beni askere mi alırdınız?ben zaten kaç yıl kiracınız olarak emirberliğinizi yapmadım mı..bi de beni patates soymaya ve kömürlük nöbeti tutmaya mı göndermek istiyyorsunuz..ben karanlıktan korkarım..
    Allah bu ülkeyi albaylardan ve Hüsamettin Tambaylar'dan korusun! amin.
    Biraz uzaklaştım diye (kafamı artık gecekondularda bile dinleyemez hale gelmiştim sizin yüzünüzden,bitmez tükenmez sorularınızla beni canımdan bezdirmiştiniz kendimi kondusuz gecelere atmam da kurtaramadı beni sizden)bloğu bir sürü hikmetimsi!!lerle doldurmuşsunuzMüstehaktır size bu durum/Sizi emekli ettim artık ben Albay Hikmet oluyorum
    -Bir ihtilalcinin anıları/Yarmabay Hikmet UÇURUM-Türbetay Yayınları/Bir Devir Biterken
    Diğer Yayınlarımız;
    Dürüyenin Güğümleri
    3:peron
    Tarihi Bir Zalim:Neron
    Verandada Aşk /Pistergon
    Kazımın Şarkısı/Üsküdar
    Şu ülke/Cemil KEKİÇ
    Ertem KÖRMEÇ: Yeşildam ya da Türk malihülyası
    Öldüren Şarkı;Estergon
    Kınalı Bakraç:Köy romanı(Hem fakir hem kurt olam bir"Bay" tarafından yazılan)
    Sana Ne Ulan!/Kasımpaşa Yayınları
    İktibas edilemeyiz
    Copraayt;Gayrettepe
    Ellerinizden öperiz ey Kari/Bizi satın almayı bırakmayınız

    Bağlantı »

  9. Yazan: HikmetBenol | Tarih: 2007-12-08 13:49:47
    Konu: yok konu monu
    '' ben karagöz filan değilim. herkes birikmiş bizi seyrediyor. dağılın! kukla oynatmıyoruz burada. acı çekiyoruz. kapı kapı dolaşıp dileniyoruz. son kapıya geldik. insaf sahiplerine sesleniyoruz. ey insaf sahipleri! ben ve olric sizleri sarsmaya geldik. dünya tarihinde eşi görülmemiş bir duygululukla ve kendini beğenmişçesine ve kendinibeğenmişçesinesankibizdenöncebirşeysöylenmemişçesinegillerden olmaktan korkmadan kapınızı yumrukluyoruz. dilenciler krallığının en küstah soylusu olarak kişiliğimizi burnunuza dayıyoruz........ sizi ağlatmaya ve burnunuzdan getirmeye geldik. size dünyanın dörtten fazla bucağı olduğunu göstermeye geldik. bitmez tükenmez sızlanmalarımızla ananızı ağlatmaya niyetliyiz.''

    Bağlantı »