27/12/2007
düşüş
Beni aradığında uyumak üzereydim. Numarasını görünce açıp açmamakta tereddüt ettim. Uzun zamandır onu ne kadar ihmal ettiğimi anımsadım ve utanarak açtım telefonu. Sesi kötü geliyordu. “Uyuyor muydum? Bana gelebilir miydi? Sahiden bu saatte gidecek başka yeri yok muydu?” Telefonu kapattıktan hemen sonra kapı zilinin çalınışına hiç şaşırmadım. Çok yorgun görünüyordu ve sarhoştu gene. Büyük bir haksızlık gibi karşımdaydı şimdi. İçecek bir şeylerin var mı diyerek doğruca mutfağa girdi. Özel günler için sakladığımız şarap şişesiyle döndüğünde ben de teybe bir Cohen kaseti koymuş, önümdeki derginin sayfalarını karıştırıyordum. Cohen’i dinlemek ona her zaman iyi gelmiş, tüm dertlerini unutturmuştu. Bu gece de öyle olmasını ümit ediyordum. 'Unutmak' düşüncesi, içinde olduğumuz zamanın geri çekilmesine izin vermiyordu. Durmadan kabaran bir şeyler vardı etrafımızda; ama biz susuyorduk...
“Neden sürekli böyle, bitik bir vaziyettesin? Toparla artık kendini!” diyecek oldum. Bakışlarındaki o bildik ifadeden ürkerek sustum. Susuyorduk gene... “Peki sen neden bu haldesin? Görmüyor musun bizi ne hale getirdiğini? Bu ev, bu eşyalar... Vazifeleriniz, sorumluluklarınız, sentetik duyarlıklarınız... Hayatımızı bir yanlışlıklar komedisine dönüştürmeyi başardın en sonunda!” diyerek bağırıp çağırmaya başladı. Ardından da o meşhur kahkahası geldi. Ha ha!.. Atamıyordu içindeki kini. Bu gece onunla kavga etmeyecektim, kararlıydım. Onu o halde, öylece bırakıp kaçarcasına çıktım dışarı. Evin önündeki parkta ne kadar oturdum, kendimle kavgama orada daha kaç saat devam ettim bilmiyorum. Döndüğümde elindeki kitaba gömülmüş, biraz sakinleşmiş buldum onu. Sarhoş olduğunda hep şiir okurdu bana, kendi gibi kaçıklardan. “İnsanın uykusunu kaçırtan şiirler” derdi okuduklarına. Severdim o şiirleri aslında, çoğunu anlamayarak... Anlamak için kendimi yormayarak... Dinlerdim ve severdim sadece. O güne dek 'dinleyememiş olanların' yerine, dinlerdim ve severdim sadece.
“Onun bedeni bir tımarhane
İçinde çok işçi, deli ve çalışkan!
Onun bedeni bir kule
İçinde çok basamak, karanlık ve nemli.
Güldürerek çıkarır merdivenlerden,
Ağlatarak indirir aşağı!
Onun bedeni bir küre
Yüzeyi çok giz, parlak ve akışkan.
Döndürdükçe gösterir çarpıtmaz,
Zamana saygılı ve acıyan...”
“Nilgün Marmara”, dedi. “Çocukluğun kendini saf bir biçimde akışa bırakması ne güzeldi. Yiten bu işte!..” diyerek ağlamaya başladı. Korkunç bir ağlamaydı, bir patlamaydı. Hiç dinmeyecek sandım. Dindi sonra... Sızdı koltukta. Bu gece, her zamankinden kötüydü. Ben ondan uzaklaştıkça, bana ve hayata dair içindeki nefret daha da artıyordu. Hayata gömüldükçe ben, yüzümdeki fırtınayı köşe bucak kaçırdıkça insanlardan, o da uzaklaşıyordu benden. Uzaklaşıyorduk birbirimizden ve birlikte düşüyorduk hızla...
* Bir derginin ocak ayı içinde çıkacak yeni sayısı için, yazının tekrar gözden geçirilmiş halidir. Önceki yorumlar için özür...

Konu: masal masal matitas
ben biliyorum bu yazılmış'ı
kaybolan yorum sahiplerinden biriyim efendim şikayete geldim
çataçata çata çaaat
iş buldum kendime
12 saatlik partıyom şimdilik
düşmeyeyeim için
yığın yığın demirlerle örülmüş
o örgüde ben de varım artık :)
anladın umarım bu cümlemi
masal masal matitas
bu yorum da gider diye yordam kısmı yok artık :)
iyilikler dilerim
tehlikeli oyun-lar-a
Bağlantı »
Konu: düşüş
Bağlantı »