12/5/2007

Çocukluğun Soğuk Geceleri'nden

“... İşte şimdi olaylar o denli ileri gitti ki, bana elektroşok veriyorlar / belki de beni elektroşokla konuşturma yöntemine gidiyorlar / doktor eve gelmiş olmalı / üstelik elindeki şok gereci garip bir gereç / tahta bir boyacı sandığı gibi / kim bilir belki de elektriği iyi ayarlayamadı / ya da kent ceryanı işte / yükselir alçalır / ve öldürür insanı / ve işte beni şimdi evimde şok komasına soktular / konuşturmak mı istiyorlar / kocam gerçekten aldatılıp aldatılmadığını öğrenmek mi istiyor / aldatılsa ne olur aldatılmasa ne olur / konuşturuyorlar mı / konuşuyor muyum / bana bunu yapmamalıydılar / bir gizlim yok ki / hepsine her zaman hastayken de iyi davrandım / kimseye bağırmadım / kimseye saldırmadım / acıları kendim çektim her zaman / öleceğim de ne olacak / ölsem ne olur / ama şokun derecesini çok kaçırdılar / işte elektriğin dişlerimdeki metal dolgulardaki titreşimini duyuyorum / dayanılır gibi değil / böyle şoklar altında ölenler olduğunu biliyorum / bunları bana anlatmışlardı / hastanelerde dersleri dinlerken duymuştum / öğrenmiştim / başımda Süm var mı / olamaz / annem erkek kardeşim kocam / şok içinde onların başımda olduğunu anlıyorum / doktorun da kim olduğunu biliyorum / biraz sonra gözlerimi kapayınca öleceğim / artık uğraşacak kimseleri kalmayacak / istedikleri ne / yaşamımı elektrikle bitirecek kadar / kızmıyorum / salt iyiliğimi istiyorlar / doğal bir olay mı bu / yaşayarak düşünerek yaşanacak olay mı bu / belki de doğal

 

    - Ölüyorum, devrimci mücadeleyi bensiz sürdürün,

Diyorum. “

11/10/2006

Kafka ve Tezer Özlü

 

" Neden buradaki yeşil,  yabansı sessizlik şimdi sana içinde yaşamak zorunda bırakıldığın dünyayı unutturuyor.  Aynı dünyanın en derin acısını Kafka çektiği için mi rahatsın onun mezarı yanıbaşında.  Hiçbir yere gitmek istemezcesine.  Babası, ardından da annesi aynı mezara gömülmüş.  Şimdi Viyana'da Kafka'nın babasına mektubunu düşünüyorsun.  Yaşamı süresince baskısı üzerinden kalkmayan babanın,  mezarda da onun üzerine yattığını.  Ne garip,  dün mezarı başında bunu düşünmemiştin.  Aksine belki biraz da rahatlatıcı bulmuştun yalnız yatmayışını.  Nazi kamplarında öldürülmüş kız kardeşler ile Milena'yı düşünmüştün.  Kafka'nın bu kamplara girmemesi içini sevinçle doldurmuştu.  Genç yaşta veremden ölmesi onun için en büyük acılardan kurtuluş da demekti.  "

 

( Tezer Özlü, Yaşamın Ucuna Yolculuk, s.37, YKY )

 

17/9/2006

Herşey geçiyor, hiçbir şey geçmese de...

  

(1943 - 1986)

  Tezer Özlü 

 

“Sizin düzeninizle, akıl anlayışınızla, namus anlayışınızla hiç bağdaşan yönüm yok. Aranızda dolaşmak için giyiniyorum. Hem de iyi giyiniyorum. İyi giyinene iyi yer verdiğiniz için. İçgüdülerimi hiçbir işte uygulamama izin vermediğiniz için. Hiçbir çaba harcamadan bunları yapabiliyorum, bir şey yapıldı sanıyorsunuz. Yaşamım boyunca içimi kemirttiniz. Evlerinizle. Okullarınızla. İş yerlerinizle. Özel ya da resmi kuruluşlarınızla içimi kemirttiniz. Ölmek istedim, dirilttiniz. Yazı yazmak istedim, aç kalırsın, dediniz. Aç kalmayı denedim, serum verdiniz. Delirdim, kafama elektrik verdiniz. Hiç aile olmayacak insanla bir araya geldim, gene aile olduk. Ben bütün bunların dışındayım. Şimdi tek konuğu olduğum bu otelden ayrılırken, hangi otobüs ya da tren istasyonuna, hangi havaalanına ya da hangi limana doğru gideceğimi bilmediğim bu sabahta, iyi, başarılı, düzenli bir insandan başka her şey olduğumu duyuyorum.”

(Tezer Özlü, Yaşamın Ucuna Yolculuk, Yapı Kredi Yayınları)

 

Hayatta herşeye geç kalmışımdır. Bunu Tezer Özlü'yü okuduğumda iyice anladım. Çok geç tanıştım onunla. İlk okuduğum kitabı bugün vazgeçilmezlerim arasında yer alan "Yaşamın Ucuna Yolculuk"tu.  Altını çize çize okuduğum, yüreğimde derin izler bırakan kitabını bitirince bütün kitabın altını çizdiğimi gülümseyerek fark ettim. Kimi yazarlar vardır ki, onunla karşılaşır karşılaşmaz daha ilk cümlesinde hemen anlarsınız. Artık o sizin en özel yazarınızdır ve bütün kitaplarını, satır aralarını tekrar tekrar okursunuz. Tezer Özlü de benim için bu kadar özel. Bugün edebiyatımızda Oğuz Atay'la beraber onun bıraktığı boşluk doldurulamıyor. Ve hala layık olduğu yerde değil Türk edebiyatının gamlı prensesi. Acıları, mutsuzlukları, hüznü, kanayan dili ve kendine özgü üslubuyla okurunu aramaya devam ediyor.