24/5/2008

24 Mayıs 2008

 

Nasıl olsa yine bir gün

Döneriz bu yollardan geri

Senin bir elinde mendil

Ötekinde kuş sesleri...

                 C. Süreya

 

Sevgili dostum;

Ailen, dostların, öğrencilerin, tüm sevdiklerin yanındaydık bugün. Karanfillerle geldik sana. Uzun uzadıya, sessizce bir şeyler anlattık her birimiz. Sensiz geçen bir seneyi, öğretmenler odasına her girdiğimizde gözlerimizin nasıl seni aradığını ve yokluğuna hala alışamadığımızı... Ne gülüşünü unuttuk, ne de uğrunda savaştığın, seni sen yapan, seni insan yapan değerleri...

Yine uğrayacağız...

16/9/2007

bütün hasretlerin kahrına ve zehrine...

ÇOKK  ÖZLEDİK  SENİ!...

 

http://www.depremoza.com/

15/6/2007

anma gecesi

20 HAZİRAN 2007 ÇARŞAMBA GÜNÜ SAAT 19.00'DA

DEPREM SARIKAŞ'I ANMA GECESİ YAPILACAKTIR. 

Yer: EKİN SANAT MERKEZİ

Adres: MENEKŞE 1 SOKAK NO:8 KIZILAY / ANKARA

 

http://www.depremoza.com/

3/6/2007

mayıs sıkıntısı

Halbuki korkulacak hiç bir şey yoktu ortalıkta
Her şey naylondandı o kadar
Ve ölünce beş on bin birden ölüyorduk güneşe karşı.
Ama geyikli geceyi bulmadan önce
Hepimiz çocuklar gibi korkuyorduk

 

Ne güzel özetliyor T. Uyar, Geyikli Gece’de hayatın, insanın ve şiirin geldiği noktayı, yolun sonunu: “Her şey naylondandı o kadar”

 

Mayıs ayı, tıpkı yüreğimizde derin izler bırakan Nuri Bilge Ceylan'ın filmi gibi sıkıntılarla, derin acılarla geçti üstümüzden. Üst üste kötü haberler aldık dostlarımızdan. Önce kızdık birilerine, inadına kırdık / kırıldık. Sonra haksızlık ettiğimiz çıktı ortaya, özlemekten çıldırdık.

 

Ve 24 Mayıs... O gün, hayatımızda tatmadığımız derin acılar yaşadık, bir günde yaşlandık. O gün hiç ağlamadık. Hayır ağlamadık, şairin dediği gibi çıldırdık o gün çıldırasıya. Dostumuzu kalbimize gömdük. Sözün bittiği noktaydı. Şiirlere, türkülere yasladık sırtımızı. Acımız, öfkemiz ve dinmeyen / dinmeyecek hüznümüz  kenetledi kalanları.

 

Şimdi Haziran... Şimdi yaz günleri... Mayıs öyle yıkımlarla geçti ki ömrümüzden, o söylene söylene cılkı çıkartılan, duyduğumuzda hemen küfrü bastığımız “artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” sözü, ilk kez böylesine anlam kazandı.

 

***

Ve haziran da ölümle geldi. Sıkıntıya devam... 2007 kötü başlamıştı, ölümlerle, acılarla... Hız kesmiyor anlaşılan. Bir aydır hastanede kanser tedavisi  gören değerli şairimiz Doğan Ergül’ü dün sabah kaybettik. Ailesine, sevdiklerine ve sevgili Şeref Bilsel’e baş sağlığı diliyorum. Karşılıklı baş sağlıklarıyla geçiyor oldu ömrümüz.

 

"inanamıyorum

 dilimi yemeliyim"

                          Doğan Ergül

 

28/5/2007

Sevgili Deprem, Görüşmeyecek miydik? / Şeref Bilsel

(Resim MKL'deki öğrencisinden, bir teneffüs vakti...)

 

Bu körolası memleketin havlayan tezgâhları, haydutlanan sokakları yüreği dışarıda gezenlere, sevgiyi adımlama, dostu kucaklama fırsatı vermiyor. Burada herkesin gizli bir adı var artık: İMDAT!!! Güzel günler göreceğiz teraneleri her geçen gün, puştlukla gelen ölümün hükmü karşısında duyulmaz oluyor. Şiire, edebiyata gönül indirmişler, büyük bir acıyla, işkenceyle iç içe olup biteni daha berrak görebiliyor; bu dayanılmaz bir şiddet gibi gelip oturuyor kalbimizin üzerine. Göğsümüzde devrilmiş bir at; onun hırıltısını duyuyoruz her ölüm haberiyle. Daha birkaç gün önce, kafakâğıtları 18’e dokunmamış iki çocuk bıçaklarla gezindi üzerimde. Ve artık herkesin, memleketten umudunu kesmek için silahların gölgesinde parlatılmış nurtopu gibi birer anısı var. İktidar sahipleri ağaç kökleriyle sökülüp giderken dal kavgası veriyor. Cebren ve hile ile, güzel insanların canlarına kastediliyor. Şiir okuyanların, ağzında mısra gezdirenlerin canlarına kastediliyor. “Seni tenhada kıstırırım”, “kirlenmek güzeldir” gibi televizyondan sokaklara inen anonslar, artık insanların kafasının içinde kendini ifade edecek alan arıyor.

 

Sevgili Deprem, ortak dostumuz Burak Baysal’dan duydum, altımızdan çekilmek istenen dünyadan çıkan gürültüyü. Oysa daha tanışacaktık; dünyanın hâl ve gidişinden, insanların insanlara yaptığı kara inceliklerden bahis açacaktık. Memleketin okullarının, tersanelerinin, fabrikalarının ve en nihayetinde öğretmenlerinin nasıl gözden çıkarıldığından söz açacaktık. Duyduğunu duyuran, gördüğünü gösteren, yaşadığı zamana tanık olma cesaretini elinde tutan merhametli, onurlu insanlara bu dünya dar gelmesin diye uğraşan sen aramızda yaşayacaksın. Bundan şüphen olmasın. Kederli ailene başsağlığı diliyorum. Şiirin ve insanlığını kaybetmemiş kalabalıkların ışıltısı üzerinden eksik olmasın.

 

Biz nereye mi gidiyoruz? Hep beraber dünyanın sonunu görmeye!

 

Şeref Bilsel

24/5/2007

Deprem'imizi katlettiler!...

 

Sevgili dostumuz, mesai arkadaşımız, canımız, ciğerimiz, her şeyimiz Deprem Sarıkaş’ı haince öldürdüler bu sabah Ankara Yenimahalle’de okulunun önünde. Haince, puştça, arkadan, kafasına tek bir kurşunla... 

 

Herşey çok belirsiz, sisler içerisinde şimdilik! Vurula vurula çoğaldık bugüne değin biz, bunu unuttular onu öldürenler. Olayın bir an önce aydınlatılmasını (kan davası mı?, siyasi bir cinayet mi?) ve faillerinin kısa sürede yakalanmasını istiyoruz. Tarifsiz acımızın az da olsa hafifletilmesini...

 

Sevdiklerinin, başta eğitim-sen olmak üzere tüm eğitim camiasının başı sağolsun!... Hepimizin başı sağolsun!...

 

Biliyorum çok zor olacak!... Böyle derin, kelimelerle anlatılamayacak bir acıya dayanmak... Ayakta kalabilmek, hayata kaldığı yerden bir şekilde devam edebilmek... Özellikle de en yakınındakiler için Deprem'siz, çok zor olacak biliyorum. Sabır...

 

 ***

Yüreğim(iz) kanıyor

 

"gömleğinde kan var öğretmenim,

öğretmenimin gömleği neden kanar?..." (bir öğrencisinden)

 

Bana gönderdiği birbirinden güzel şiirleri ararken rastladım o satırlarına. Yüreğimi kanatarak okudum bu defa! Kendimi kötü hissettiğim, işe gitmediğim sıkıntılı günlerdi... Ondan gelen bir ileti bana büyük moral olmuş, elini omzumda hissetmek rahatlatmıştı beni.

 

“....sen bakma işe gidiyor oluşumuza... acımızı çoğaltarak hıçkırıyoruz teneffüslere... başkasının gözlerinden çoğaltıyoruz acımızı... acımız, ölümümüz gibi soluksuz ve derinden tüketiyor bizi... hep o sabah'lar yüzünden... hep onların işseverliği yüzünden acıyor ve acımızı çoğaltarak ölüyoruz...

sen bakma işe gidiyor oluşumuza, biz kendimize üzülmeye, kendimizle ağlaşmaya gidiyoruz... kederli okyanuslar gibi dövüyoruz yüreğimizi her sabah...

hey... çocuk... bakma sen işe gittiğimize... bizi İŞ tutar... susarız suskunluğumuz akar işimize... işimiz acı'dır... o da içimize damıtır ömrünü...

bak gelmedin n'oldu? hepimizin İŞ'ini yüklenmedin mi? hadi gel dünden bekleyenin var damıtılmaya hazır:İŞ,,,,,,,”

 

İlerici, aydın, demokrat,  zorluklar ve  baskılar karşısında yılmayan yurtsever bir kişi, çok başarılı bir eğitimci, adam gibi bir adamdı. Çok iyi bir dosttu. Koruyamadık onu, sahip çıkamadık ona... Her yerde şimdi onun yüzü, sesi... Uyuyamıyorum / uyuyamıyoruz... Gidişiyle birlikte bizden de çok  şeyler götürdü. Ölüm hiç yakışmadı ona...

 

Bugün cenazesinde konuşma yapan bir dostumuzun dediği gibi yaşadıkça yaşatacağız onu!

 

“Dün duydum ki seni vurmuşlar. Kolay mıdır seni vurmak! Benden senin resmini istediler, senin resmin kuşlarda, bulutlarda, kardeşlikte, insanlıkta, dünyanın her yerinde yaşayacaksın, kalbimizde yaşayacaksın...”

 

***

Sesler gittikçe azalıyor, kuşlar azalıyor

ve ne zaman yolum düşse vurulduğun yere

kızgın bir halka oluyor boynumda o sokak

hüznü yalnız atlarımız duyuyor artık

biz çoktan unutmuşuz böyle şeyleri

ama içimde bir sırtlanın dalgın duruşu

ve dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük

(a.telli)

 

***

Deprem Sarıkaş'ın, 21. yüzyıl Türkiye'sine, insanlığa yakışmayan "kan davası" gibi çok vahşi, ilkel bir töre cinayetine zalimce kurban edildiği söyleniyor.  Acımız, öfkemiz dinmiyor! Dinmeyecek... Bu ilkellikten, vahşilikten ne zaman kurtulacağız? Nereye gidiyoruz?

Sevgili Şeref Bilsel'in dediği gibi, hep beraber dünyanın sonunu görmeye mi? 

 

Yedi kat yerin altından uğultular geliyor.
Çok alametler belirdi vakit tamamdır.
Haram sevaboldu, sevap haramdır...
Çok alametler belirdi vakit tamamdır.
Duyuldu kim ölüm satılıp kâr edile,

kendi kendilerin redd ü inkâr edile..."

(nazım)