Halbuki korkulacak hiç bir şey yoktu ortalıkta
Her şey naylondandı o kadar
Ve ölünce beş on bin birden ölüyorduk güneşe karşı.
Ama geyikli geceyi bulmadan önce
Hepimiz çocuklar gibi korkuyorduk
Ne güzel özetliyor T. Uyar, Geyikli Gece’de hayatın, insanın ve şiirin geldiği noktayı, yolun sonunu: “Her şey naylondandı o kadar”
Mayıs ayı, tıpkı yüreğimizde derin izler bırakan Nuri Bilge Ceylan'ın filmi gibi sıkıntılarla, derin acılarla geçti üstümüzden. Üst üste kötü haberler aldık dostlarımızdan. Önce kızdık birilerine, inadına kırdık / kırıldık. Sonra haksızlık ettiğimiz çıktı ortaya, özlemekten çıldırdık.
Ve 24 Mayıs... O gün, hayatımızda tatmadığımız derin acılar yaşadık, bir günde yaşlandık. O gün hiç ağlamadık. Hayır ağlamadık, şairin dediği gibi çıldırdık o gün çıldırasıya. Dostumuzu kalbimize gömdük. Sözün bittiği noktaydı. Şiirlere, türkülere yasladık sırtımızı. Acımız, öfkemiz ve dinmeyen / dinmeyecek hüznümüz kenetledi kalanları.
Şimdi Haziran... Şimdi yaz günleri... Mayıs öyle yıkımlarla geçti ki ömrümüzden, o söylene söylene cılkı çıkartılan, duyduğumuzda hemen küfrü bastığımız “artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” sözü, ilk kez böylesine anlam kazandı.
***
Ve haziran da ölümle geldi. Sıkıntıya devam... 2007 kötü başlamıştı, ölümlerle, acılarla... Hız kesmiyor anlaşılan. Bir aydır hastanede kanser tedavisi gören değerli şairimiz Doğan Ergül’ü dün sabah kaybettik. Ailesine, sevdiklerine ve sevgili Şeref Bilsel’e baş sağlığı diliyorum. Karşılıklı baş sağlıklarıyla geçiyor oldu ömrümüz.
"inanamıyorum
dilimi yemeliyim"
Doğan Ergül